Çiğdem Doğu- Hayır Deme Zamanı!

0

Çiğdem Doğu

GENÇ KADINLAR!

SANALLIĞA,

HAYATI KARARTAN PEMBE HAYALLERE,

ERKEKÇİ SİSTEMİN TÜM TUZAKLARINA

ŞİMDİ HEMEN “HAYIR” DEMENİN ZAMANIDIR!

Çocukluk anlam doğuşudur,

Gençlik doğan anlamın çeşitlenmesi, taşması, kuvvetlenmesidir.

Genç Kadın olmak ise hem çocukluğun, hem gençliğin ve hem de kadınlığın enerjisini, kuvvetini, çeşitliliğini kendinde toplamak, bu anlamda dinamizmi maximum düzeyde yaşamak demektir. Biyolojik ve toplumsal evrimde, genç kadının durumu böyle bir gerçekliği ifade eder. Doğanın ve kadınlığın enerjisi böyle bir buluşmayı yaşar genç kadında. Genç kadın bu anlamda büyük bir yaşam enerjisi, gücü ve taşıranıdır.

Bu taşınan büyük potansiyel, erkek egemenlikli sistem tarafından da erkenden fark edilmiş ve erkekçi sistem kurguları en başta genç kadındaki bu büyük yaşam enerjisinin çalınmasına, öldürülmesine dayandırılmıştır. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, genç kızların soldurulup ruhen ve fiziki katledilişine tanık olunur.

Genç kızların güçlerinin çalınışı, öldürülüşü, esasta toplumsal komünal gücün çalınışı, öldürülüşü olur. Tabii burada öldürme derken, salt fiziki yaşamına kast etme anlamında değildir. Bunu da içermek üzere ancak esasta ruhsal düşünsel, ve duygusal kast eden, bilinçleri dumura uğratan, erkekçi sistemlerin temelini teşkil eden ve yine bu sistemlerin devamını garantileyen bir politikadır. Herhangi bir politika değildir, sürekliliği olan ve gerçekten egemenlikli sistemler için yaşamsal olan bir politikadır, zihniyettir.

Toplumsal yaşam çocukluktan ve bir de işte bu gençlik aşamasından başlamak üzere zehirlenir, toplum klasik egemen-köle ikileminde terbiye edilir. Toplumsal yaşamın temel özneleri olan kadın ve erkek için bu terbiye yöntemleri ayrı ayrı, ama birbirini gerilikte, sömürüde, eşitsizlikte ve özgürsüzlükte muazzam tamamlayan, bütünleyen bir biçimde uygulanmaktadır. Erkeğe hep hükmedici, belirleyici, abartılı bir kimlik tanınırken, kadına da boyun eğici, uslu, hanımefendi, silik bir kimlik tanınır. Özne-nesne ikilemi, en derinden ve en çarpıcı bir biçimde erkek-kadın kimliklerine tanınan rollerde görülür. Bu role göre erkek öznedir, kadınsa nesnedir.

Toplumsal cinsiyetçiliğin tanımladığı bu lanetli kimliğin dışına çıkan kızlar ise ya cadı ya şeytan ya da ipe sapa gelmez kızlar olarak tanımlanır ve toplumdan dışlanırlar. İnsanı terbiye etmenin en eski yöntemi, ta neolitik çağlardan beri içinde bulunduğu topluluktan dışlanması, kovulmasıdır. Ve egemenlikçi sistem tüm komünal değerlere düşman olmasına rağmen, komünalizmin bu ahlaki yaklaşımını, kendi ideolojisine göre kişiyi terbiye etmede temel bir yöntem olarak belirlemiştir. Genç kızlar yaşam enerjilerinin en yoğun ve en dinamik olduğu bir çağda, en geri ahlaki yasalarla ‘havuç ve sopa’ yöntemleri ile eğitilirler. Erkeklere nasıl tabi olacakları, kendi bedenlerini, düşüncelerini, duygularını, dillerini nasıl bastıracakları ve mimiklerini nasıl standartlaştıracakları gibi -daha da ayrıntılara girilebilir- erkek merkez alınarak geliştirilen davranış biçimleri öğretilir. Elbette ki kendi özgücünden, doğal akışından koparılan genç kadında, önce dıştan dayatılarak öğretilen baskı, giderek oto baskıya dönüşür. Kimse böyle baskı geliştirmese dahi, bu ucube ve erkekçi sisteme göre geliştirilen davranışlar, düşünce ve duygu biçimi artık içselleşmiştir, kendi kendine bunu uygular. Toplumsal cinsiyetçilik genç kadında böyle geri bir kimliğe dönüşmüş, kadın kendine yabancılaşmaya başlamış, uçurumdan aşağı gidiş süreci startını almıştır.

Genç kadınlık bu yüzden çok ağır bir süreçtir. Fiziksel, ruhsal, düşünsel büyümeye, gelişmeye doğru giden genç kadın, bin bir türlü canavarın olduğu bir ormanda yapayalnız kalmış gibidir. Her tarafından tuzaklar kurulmuştur. Ailede, okulda, işyerinde, sokakta, ilişkilerinde, düşünülebilecek her yerde hemen fark edilemeyen, binlerce tuzak vardır. Erkek egemenlikli sistemin kurmuş olduğu bu tuzaklar, genç kadının kendi doğasında, özünde var olan iradeyi, güzelliği, anlamı daha kendine-kadına, topluma ait hale gelmeden, erkeğin her türlü iradesine boyun eğdirmek, kendi pis hizmetlerine koşturmak içindir. Bu çok kaba tabir, hemen hemen tüm genç kadınların karşılaştığı bir durumdur. Beş bin yıldır genç kadınlar, işte bu uslu akıllı kız, hanmefendi, ailenin iyi kızı hikayeleriyle kandırıldı, tamamen sisteme boyun eğer hale getirildi.

Bir de bu terbiyeyi kabul etmeyip buna isyan eden genç kadınlar vardır. Tabii bu da çok önemli bir boyuttur. Çünkü erkekçi sistem, kendi tedbirlerini o kadar çok yönlü almıştır ki, genç kadın isyanında bile pişmanlığa sürüklenir. Örneğin ailesine, babasına, geleneklere isyan eden bir kadın, öncelikle evden kaçmayı, kendi yaşamını kendi kurmayı hayal eder ve bunu yapar. Ancak yaşam tecrübesi ve egemen erkek tahlili hemen hiç olmayan genç kadın, daha isyanının ilk adımında, erkeklerin çirkin tuzaklarına düşer. Nice genç kadın, isyanının ilk aşamasında genelevlere düşmüş ya da özel evlerde evdeki babasından, abisinden daha beter erkeklerin elinde yaşamı zehir hale gelmiştir. İsyanında korkunç teslim alınmıştır. Bu sinsi tuzakların sayesinde erkeğe isyanı, erkeğe teslimiyeti getirmiştir. Erkekçiliği bir sistem olarak göremeyen genç kadın, bir erkekten kurtulmaya çalışırken, başka bir erkeğin kollarında can çekişir. İşte korkunç bir kısır döngü. Tarih bunları yazmaz ama binlerce yıldır kaç milyar kadın bu değirmenin taşları arasında ezilmiş, çiğnenmiş, fiziken ve ruhen katledilmiştir.

İşte bu yaşamın tek renkli hale getirilmesi, nesneleştirilmesi, silikleştirilmesi anlamına gelir. Yaşamda kadının dilinin, sesinin, iradesinin silikleştirilmesi, o yaşamı çekilmez, çirkin ve tek taraflı hale getirir. Kadının dilsizliği, doğanın dilsizliği, nihayetinde yaşamın dilsizliğidir. Ve erkekçi sistemler bu dilsizliği, önce genç kadında başlatırlar. Çokça belirtildiği gibi egemen erkek sistemin “önce kadını vur” ilkesi, aslında “önce genç kadını vur” ilkesidir. Kadını gençken vurur ki ya ölsün ya da ömür boyu yaralı kalıp can çekişsin.

Çağımızın sosyalizm mücadelesi, bu anlamda önce kadınları, genç kadınları erkekçi sistemin tuzaklarından kurtarma ve bu tuzakların dışında bir yaşam alanını yaratmaktan geçmektedir. Bu öyle geçmişte olduğu gibi hep geleceğe ertelenen bir devrim anlayışıyla ele alınamayacak düzeyde ciddi ve yaşamsal bir tutumdur. Bilinçle birlikte yaşanan an’da mücadele edilmesi ve inşa edilmesi gereken bir zihniyettir. Komünal değerler genç kızlarımızın iradesinin, bedeninin, ruhunun ve bilincinin yok edilmesi ile zehirleniyor, kirletiliyor ve hatta korkunç düzeylerde marjinalleştiriliyor. O halde çağdaş komünalizm mücadelesi olan sosyalizm mücadelesi, bu en temel ve kilit soruna mutlaka el atıp çözümlemek zorundadır.

Tabii ki buradaki temel özne başta genç kadınlar olmak üzere tüm kadınlar oluyor. İşte bu nedenle 21. yüzyıl kadınlar ve halklar yüzyılıdır. Çağımızın sosyal mücadelesinin garantisi, temel zafer gücü, kesinlikle kadınların ve halkların iradesinin katıldığı bir yaşam sistemini kurmaktır. Artık devrim ve çözüm dediğimiz gerçeklik, an’lar, yıllar sonrası gerçekleşecek bir hayal, ütopya, kurgu değildir, şimdiden yaratılan bir gerçekliktir. Bunun anlaşılması çok önemlidir, çünkü aslında çağlar boyunca verilen özgürlük mücadelelerinin bir yetersizliği de buradadır. Bildiğini oldurmak denilen de budur aslında. Kadının köleleştirilmesine, iradesizleştirilmesine karşı özgürlüğü istediğimiz ve bildiğimiz anda kendimizde ve yaşadığımız toplumsal sistem içerisinde bu özgürlüğü oldurma, inşa etme görevi-sorumluluğu ile karşı karşıyayız demektir. Binbir tuzakla dolu egemen sistem içerisinde, kadın özgürlük yaşam alanları açmak mümkündür. Özellikle de genç kadınlar bu konuda çok önemli bir sorumluluk taşımaktadırlar. Genç kadın, soldurulmak, öldürülmek, susturulmak istenen iradesine sonuna kadar sahip çıkmalı, toplumsal geleneklerin, devletçi-erkekçi sistemlerin her türlü politikasına karşı isyanın başını çekmelidir. Bu isyan, salt gençliğin dinamizmine, muhalifliğine dayanan klasik isyanlardan değildir. Bu isyan, ideolojik zihinsel alt yapısı olan, bu alt yapı ile erkekçi sistemi, tarihini, toplumsal yaşam içerisindeki örgütleniş biçimini, kadın ve halklar karşısındaki kurnazlıklarını bilen, tanıyan ve ona göre tavrını kapsamlı koyma biçimindedir. İşte böylesi bir isyan, yukarda bahsettiğimiz gibi, başaramadıkça erkeğe ve erkekçi sisteme teslimiyeti getiren klasik isyancılığı aşacak ve kadın açısından hem kurtuluşu ve hem de kendi sistemine dair kuruluşu getirecektir. Artık kadınların isyancılığındaki bu kısır döngüyü aşmak şarttır.

Bu nedenle genç kadının bilinçlenmesi çok ama çok önemlidir. Bilmeye, öğrenmeye, yaşamı, tarihi, kadını, erkeği, bilimi, dini, politikayı, örgütselliği, doğayı, kısaca yaşama dair herşeyi merak etmek, hakikat aşkıyla bilme an’ı ile olma an’ını bütünleştiren bir zihniyet dünyasını yaratmak temel bir felsefe olmalıdır. Genç kızların hayalleri derler ya, bu hayallerin o kapitalist sistemin sanal, erkekçi ve faşizan içeriğinden koparak, özgürlük, eşitlik, demokratik ve anlam aşkıyla yüklenmesi en değerlisidir. Kapitalist dünyanın pembe hayallerle aslında kararttığı genç kız hayalleri, çağımızda yeniden ama sanal değil, gerçek özgürçülükle, anlam aşkı ile yeniden canlandırılmalı ve bu canlanış toplumsal komünal bir yeniden inşaya yol açmalıdır. Bir genç kadının enerjisi, tanıyamadığımız kadar güçlü ve dolu doludur. Yeter ki bu enerjiyi erkek egemenlikli sistemin elinden alalım, bizden çalınanı tekrar kendimize, cinsimize ve toplumsallığımıza mal edelim. Ve bir daha bizden alınmasına asla ve asla izin vermeyelim. İşte yeni çağın kadın isyancılığı budur: Ne bedenini, ne ruhunu, ne duygusunu, ne düşüncesini asla ve asla egemen sistemlere kaptırmamak, kendi doğallığına, anlamına ait olanı açığa çıkarmak ve bunu topluma mal etmek.

Gerilla alanları, bu anlamda kadın açısından kurtarılmış kadın alanlarıdır. Sanallıktan, hayatları karartan pembe hayallerden, erkeğin ve erkekçi sistemin sinsi tuzaklarından arınmış, genç kadının kendi kendini, gücünü, iradesini en doğal haliyle tanıdığı alanlardır. Özgür Kürdistan dağlarında bir yandan özgür Kürtlük yaratılıyor, bir yandan da özgür kadınlık yaratılıyor. Çocukluğun anlam doğuşu, ardından gençlikteki doğan anlamın çeşitlenmesi, taşması, kuvvetlenmesi, kadın gerillacılığı ile birbirine bağlanır, bireyin yaşamındaki anlam kopuklukları aşılır. Kadın gerillacılığı, bir anlamda anlamın doğuşuna yani çocukluğa ve anlamın çeşitlenmesine, taşmasına, kuvvetlenmesine yani gençliğe dönüş demektir. Her genç kadın bu anlamlı yaşama şansına kavuşmalıdır.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.