Wan Şehitleri Anısına- Anlatabilmek Sizleri

0

Serhildan Garzan

‘Biz ne öldürüldük nede yaşatıldık’ der Önder APO.  Bugün biz her gün Anka kuşu misali yanarak kendi küllerimizden kendimizi yeniden var ediyoruz. Atomlarca parçalanırken oluşup oluşturuyoruz. Bu anlam dolu parçalanmışlığı ve sonrasında oluşan yüce oluşumu söze döken dil olmak ister insan. Gönül şiir yazmak ister mesela Nuda,  ve Berxwedan yoldaşların Wan gölünün maviliğine özgürce  kanatlanmalarını, Zindan  ve  Avyan yoldaşların mehtaplarda uçan nur dolu siluetlerini  resmetmek ister yüreklerde. Zifiri karanlıkları delip geçen Sarina, Amed ve Pale yoldaşların gülüşlerini seslendirmek ister. Emek kokan Ciger ve Şoreş yoldaşların dağa olan sevdalarını nakış etmek ister. Birde Elişer, Çekdar ve Reber’in yaşam tutkularını ve heyecanlarını ruhlarda diri tutmak ister. Karanlıklara karşı olan öfkeleriyle her şeye inat yarınları aydınlatmak isteyen Bilal, (Andok) ve Reber yoldaşın savaşımlarını, aydınlık dolu  yarınlarda haykırmak ister. Zagros ve Şiyar yoldaşların özgürlük bahçesinde çiçeklenip güzelliklerinin seyrine dalıp büyülenmek ister. Gönül  Andok, Agır(Resul) ve Deniz yoldaşların yücelikleri karşısında secdeye durma gereğini anımsar. Ve Mahir yoldaşın teslim olmayan direniş ruhunda kendini yoğurup mahirce kamilleştirmek ister. Gönül toprağına ve tarihine bağlanmanın emsalleri olan Ahmet ve Mustafaların yurtseverlik tutkusu ile sevip bilinçlenmek ister. Başımızın tacı olan kutsal ve de yüce olmanın en katıksız hali olan analık duygusunu karnındaki küçük tohumun rengiyle yaşayan Remziye Bor anamızı ve küçük geleceğimizi toprağın bağrında umutla sulayıp inatla yeşertmek ister.

Gönül halkımızın ihanetinin alçaklığını ve kahramanlıklarının kutsallığını tarihin derinliklerine yazma  hissiyatı duyar .Cesaret ve yüce fedakarlıkların yanında korkaklığını ve kaypaklığını unutmadan çağa akıtmak ister. Çizilmek istenilen   bu resim  bir ezgi  bir şiir bir  türkü güzelliğinde kendisini yansıtırken, çirkinlikleri ve  ihaneti ile de tablonun acılı yanı oluşur.  Dostluklarıyla ve alçak düşmanlıklarıyla, bütünlüklü olarak tarihte sayısız savaşların mekanı olan Wan2016 yılında kısa bir zaman diliminde yüreklerimize  böylesi fotoğraf  karelerini nakşetti. Bütün bunları  katıksızca ifadeye kavuşturmanın zor olacağının  bilincinde olunsa da yine de bir nebze de olsa yaşanmışlıkları ölümsüz kılmak hem devrimciliğimizin hem de yoldaşlığa karşı yerine getirilmesi gereken ahlaki bir görev de biliriz. An’da yazmak ölümden bir parça koparmaksa eğer bunu ölüme, unutulmuşluğa, susmalara ve de duygu yoksunluğuna inat yazıyoruz.

Bizler çoğu zaman insanlık tarihinde yaşatılan vahşeti öfkeyle lanetlerken, utançla da anarız. Geçmişten dersler çıkartılmamacasına bir daha bu büyük utanca şahitlik edecekti  insanlık tarihimiz. Bodrumlarda yakılan  iliklerimize kadar hissettiğimiz  Cizredeki halkımızın trajik tablosu  ilk hafızalarda yer edinen o korkunç Alman Nazilerinin Yahudi halkını diri diri fırınlarda yakılışlarınıyaşattı. Kendisine ‘insanım’ diyen herkesin hafızasında izleri daima kalmıştır. Her şeynasılda dün  kadar yeni bugün kadar ürkütücü,  lanetli ve utanç verici. Tarih hep tekerrürmü edecek bu toprakların üzerindeki kadim halkların şahsında.Hiç kapanmayan Kürt halkının Dersim yarasına bir yenisi daha eklenecekti cenin halinde olan bebeğimizin somutunda! Tarih çok belirgin iki koldan akarak gelmiştir günümüze dek. Bir taraf zalim egemenlerin gazabıyla acı ve kanla kendini var ederken,bir tarafta bu zalim egemenlere karşı sürekli halkların özgürlük savaşçılarıinsanlığa ait tüm değer yargılarını savunarak günümüze kadar var oluşlarını korumuşlardır.Bu kitabımızda da anlatmaya çalışacağımız hakikat savaşçılarını egemen tanrıların gazabına uğratılmak istenen bir halkın savunuculuğuna soyunmuş olan‘yüce insanların’anısına olacak…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.